Yazar Arşivi


Bazı ayrılıklar çok acılı bazısı çok hüzünlü oluyor. İstemeden ayrılmak zorunda kalmak her şeyden beter. Ama hep sevgili değildir ayrılık denince akla gelen. Bazen bir şehirden, evlattan , anneden , bir kediden, kuştan hatta bir elbiseden bile ayrılmak zorunda kalabiliyor insan. Şartların zorladığı ayrılıkların dışında bir de tek taraflı gidişler de var ki buna da terk edilmek deniyor. Ayrılıp gidenin geride bıraktığı neylesin? Biraz ağlasın ,biraz üzülsün, biraz unutamasın belki hastalansın acıdan. Bir zaman sonra hastalıklara da alışsın. Çok zaman sonra her şeye alıştığının farkına varsın ama bir tek ayrılığa alışamadığını anlasın.İşte o zaman baktığı her şeyde ayrıksı sarı güller görsün. Çünkü ayrılığın ifadesidir sarı gül. Ayrıksılığı ; ayrılıktan kalma hırçınlıktan . Nedensiz ve umutsuz ayrılığın yarattığı kırgınlıktan.
İçimde ayrıksı bir sarı gül açıldı.
Gülün sarılığını benden başka kim duyumsayabilir şimdi.Değil mi ki benim içimde,gözlerimin uykusuzluğunda, belki de kalbimin derinliğinde açıldı?Sarıca,mimozalardan beter , ayrıksı bir sarı gül dalı…
Her şeye ve herkese aykırı değil ama olabilecek olmanın sarılığında.Tüm sözlerin olabildiğince rahat söylenmesi ve bu söylemin ardında durabilmenin keyfi.Sarı güllerin ardında durmanın ve güllerin kökü olmanın.Ayrıksılığın…
Tüm hatlar kopabilir.Sevdiğim ve kaybedince de bir ömür boyu sevebileceğim insanların karşısında bile çoğu zaman,ayrıksı bir sarı gül dalı… Bu rengin vereceği ayrılığın,ne yaşatacağı bilinmez dalgalanmaların, kendimi kötü hissedişlerin, pişmanlıkların mı peşindeyim ki inadına böylesi ayrıksı sarı gül dalı? O pişmanlıklar ,o ayrılıklar ,o kaybedişler ,o ağlamalar bana neyi getirebilir ki bendeki bu ısrarlı ayrıksı sarı gül dalı?
Ömrümün dolambaçlı yolları ,hayalleri ,umutları ,belirsizlikleri ; olmazsa daha neler neler uğruna böyle isyankar ayrıksı sarı gül dalı…
Her şeyin ve herkesin şaşırtabildiği kadar kendisi de şaşkın ayrıksı sarı gül dalı.
Hayatın oldukça acil bir zamanında aranan dengenin sağlanıldığını hissederken tam ; -dengesiz – kalmanın adı ayrıksı sarı gül dalı ,ölçüsüz , tartısız .
Tutarsızlıklar, umulmaz benzeşimsizlikler … Dilimin hırçınlıkları. Yine de sevgi dolu öğrencilerin ellerinde ,haziran ayrılığında, topraktan süzülüp gelmiş mağrur ve kayıp sarı gül dalı , ayrıksı…
Açıldı içimde birdenbire. Ben bile neyin ne olduğunu anlamadan. Yabani ,ayrıksı sarı gül dalı. Derli toplu bir goncadan süzülüp gelmiş gibi nazikçe değil ,kocaman bir dağ gülü gibi hoyrat … Dikenleri ayıklanamayacak cinsten hani şöyle ince ,küçük battı mı çıkmaz kanatanlardan. Toprağı dağ toprağı, suyu bulut yağmuru ,çalı dikenli ayrıksı sarı gül dalı…
Ama yine de açmasın kimsenin içinde ayrıksı sarı gül dalı.
Ben temizlenmeye çalışıyorum.
Temizlenmesin kimsenin içinden , açılan gül dalları.
Güller var koyu kırmızı,
Güller var sabırlı,
Güller var suskun,acılı
Güller var uçarı…
Kalbiniz hangisine meyilliyse o açılsın içinizde .
Ve orada ,kalbinizin tüm cümle kapılarında sarmaşık olup dolansın. Onları oradan söküp atacak bir bahçıvan da hiç bulunmasın
Gülden Aras

Comments Yorum Yok »

malzemeler

1 paket kakaolu kek
1 paket krema (200 ml ) yada 1 paket kremşanti + 1 bardak süt
1 paket sütlü yada bitter çikolata (200 gr)
Küçük tahta çubuklar
Renkli pasta dekor şekeri

Hazırlanışı

Keki rondodan geçirin ve yoğurma kabına alın, içine kremanın yarısını boşaltarak hamur kıvamını alana kadar karıştırın. Büyük bir beze haline getirin ve ceviz büyüklüğünde parçalar kopartarak elinizde yuvarlayın, hafif silindir bir şekil verin. Tepsiye yağlı kağıt serin, şekil verdiğiniz parçaları buraya dizin ve 15–20 dakika buzdolabında dinlendirin. Hafif sertleşmiş olan hamur toplarınızı dolaptan çıkartın. Çikolatanızı benmari usulü eritin ve kekin bir ucunu çikolataya batırın ve çikolatalı kısım üste gelecek şekilde tekrar tepsiye dizin. Üzerlerine çubuklar batırın. Kremanın kalan yarısını koyulaşana kadar çırpın, çubuklu keklerinizin çikolatasız kalan kısımlarını kremaya batırın ve bir parça köpüğün (çubukları saplayabileceğiniz başka bir malzemeye veya pastalarınızda olabilir) üzerine sap kısımlarını batırarak dikin. Pasta süsleri serperek, renklendirin.
Afiyet olsun

alıntı

Comments Yorum Yok »

Dostum

Dostuma yakışayım” diye susuyorum!
sırtımı sıvazlıyor,
-sırtıma yükle(n)diğim tüm yüklerim-
ağırlığına rağmen seviyorum sırtımdakileri,
seviyorum sorumluluklarımı,
seviyorum içime gelen soruları,
cevaplarını yüklüyorum arkamdaki heybeye.
ve yürüyorum,
heybemdekiler, güç oluyor takatsiz ayaklarıma,
heybemdekiler hatrına güç veriliyor adımlarıma,
yürüyorum,
ardımda bıraktıklarım mahsûn olsa da,
ben mahsûn kalsam da arkalarda
yanımdakiler mesud,
ben o’nun yanında mesûd…..

Dostum…
Sırtımdakilerle kıymetliyim bir’in katında, inanıyorum…şimdilerde semayı, yaslandığım bir omuz biliyorum; içimi çeke çeke hüznü yudumlasam da, içime inşirahı çekiyorum; içime çektiğim havadan inşirahı süzüyorum…
kayboluyorum sokağımda; ama alışıyorum…
Dostum…
”eslem” olmak yakışmadı bana hiç bu kadar; nokta’m hiç bu kadar mana kazanmamıştı; hiç bir cümlemin son buluşu beni bu kadar yıkmamıştı; ama hiç bir cümlem de bu kadar çabuk nokta’sıyla vuslatı yaşamamıştı…ân şahit
Dostum…
Gezdiğim mekanlar şahit, niyaza durduğum vakit simam şahit, yağmur şahit, kalem şahit, kelam şahit; talimdi benimkisi…bir talebe acemiliğinde yaşanan, kelimeleri hikmetle seçilememiş bir talep sonrasında yaşanan bir talim ..yürek ilminin kıyısında gezinebilmenin bedeli belki de…
Bilmiyorum dostum, bilemiyorum; sadece soru sormamam gerekiyor, bunu biliyorum…bu yolda soru sormak edepsizlik imiş; bunu öğrenebildim…bunu soludum; bununla nefes aldım; soru sormadan “eslem olarak halimi o’na anlatmakla….”
Dostum…
Sokağıma o kadar çok yağmur dokunuyor ki şimdilerde; ama rahmet olamıyor sanırım sineme…ben hala özlüyorum…ben hala “can” diyorum..korkularım var
Dostum…
Korkuyorum göklerin gürlemesinden; sokağımın lambaları kırılmış – karanlık olmuş havası-, pervaneleri aşk’ı öle öle anlatıp gitmişler artık; bir çakan şimşeğim var semada; yani korkum ve ümidim var…semamda çakan şimşekler ve duamı o’na ulaştıracak olan, rahmeti indiren melekler…dostum, ne demeli şimdi…
susmalı mı…söz dokunur mu, yâr dediğime..
Dostum…
Bana bir şeyler söyle artık sükûtunla; bana bir’den bahset… yaslandığım bir omuz biliyorum seni, ayağımı yaslayıp hasbihâl ettiğim kaldırımlar gibi…
Dostum…
Simama tebessüm yakışır imiş; dilime hamdin yakıştığı kadar; lâl olup içten içe niyaza durmak yakışırmış; bana hayret yakışırmış, hasretimi yoğuran her hal o’nun yedinden imiş…
Dostum…
Ben Susuyorum artk…
(alıntı)

Comments Yorum Yok »

Lallll.....

alıntı

Comments Yorum Yok »

Bir ışıltı görüyorum gözlerinde
Bir ışıltı görüyorum gözlerinde
kalbimin en karanlık yerlerinde
yüreğim ufaktan bir ışıltı sezmekte
ve acımasız bir his acı veriyor yüreğime

ansızın batan güneş
karanlık hissi veriyor yüreğime
bir ışıltı görüyorum gözlerinde
gecenin en acımasız saatlerinde

işte bitti derken…
içimdeki kıvılcım alevlenip
lavlar püskürüyor sanki yüreğime
yeni bir aşk daha başlıyor sonsuz bir gecede

bir ışıltı görüyorum gözlerinde
aşk’a dair ne varsa kaynıyor kanımın içine
ansızın batan güneş
sonsuzluğu getiriyor fikrime…

bir ışıltı görüyorum gözlerinde
karanlığı nefretle aydınlatan
hayatı yalancı gülümsemelerle sevimli yapan
gözlerin…
taşıyamayacağım bir yük daha veriyor bedenime
Yakup Çayıroğlu

Bir Işıltı Görüyorum Gözlerinde

Comments Yorum Yok »